e-Bülten Haberleri

250825ÇEVKO VAKFI SÖYLEŞİSİNDE BM 2030 SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA AMAÇLARI, YENİ DÜZENLEMELER VE GELECEK PERSPEKTİFLERİ ELE ALINDI

ÇEVKO Vakfı’nın söyleşisinde, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmada yaşanan gecikmeye dikkat çekilerek, hedeflere ulaşmak için yasal düzenlemelerin hızlandırılması, özel sektörün bütüncül bir yaklaşımla sürece adaptasyonu ve gençlerin karar alma mekanizmalarına aktif katılımının kritik öneme sahip olduğu vurgulandı.

Uzman sanayi inisiyatifi ve etkin sivil toplum kuruluşu kimliklerini bünyesinde bir araya getiren ÇEVKO Vakfı’nın, Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle düzenlediği çevrim içi söyleşiler, 5inci yılında da devam ediyor. 2025 yılında “İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlikte Son Gelişmeler” başlığıyla düzenlenen söyleşilerin dördüncüsü yoğun bir katılımla gerçekleşti.

Moderatörlüğünü Küresel Isınma Kurultayı Komitesi Başkanı Celal Toprak’ın üstlendiği çevrim içi söyleşinin konuşmacıları, ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, İstinye Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bestami Özkaya, TFI-TAB Gıda Yatırımları A.Ş. Sürdürülebilirlik Müdür Yardımcısı Bengisu Gürcü ve Yıldız Teknik Üniversitesi İklim Elçisi Merve Nur Elmas oldu.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmada mevcut çabaların yetersiz kaldığına dikkat çekilen ÇEVKO Vakfı söyleşisinde, Birleşmiş Milletler’in 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ilişkin son raporu, yaklaşan yasal düzenlemeler ve özel sektörün dönüşüm zorunluluğu gündeme taşındı. Bu çerçevede, iklim kriziyle mücadelenin ve sürdürülebilir kalkınmanın ancak bütüncül bir yaklaşımla mümkün olacağı ele alındı. Katılımcılar, gönüllü çabaların ötesine geçilerek yaptırım gücü olan yasal mekanizmaların kurulması, sürdürülebilirliğin kurumsal stratejilerin merkezine alınması ve gençlerin politika süreçlerine etkin ortaklar olarak dahil edilmesi gerektiği konusunda görüş birliğine vardı. Özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın getirdiği yeni yükümlülüklerin, Türkiye’deki sanayi ve iş dünyası için hem bir zorunluluk hem de yeşil dönüşümde bir fırsat olabileceğinin altı çizildi.

BM Raporu: Küresel Çabalar Hızlandırılmazsa, 2030’da Hedeflere Ulaşmak Mümkün Görünmüyor

ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, açılış konuşmasında Birleşmiş Milletler’in 14 Temmuz 2025’te yayımladığı Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları hakkındaki raporuna dikkat çekti. Raporun son 10 yılda anne ve çocuk sağlığı, eğitime erişim, bulaşıcı hastalıkların azalması, elektriğe ulaşımın artması ve yenilenebilir enerjinin yaygınlaşması gibi alanlarda önemli ilerlemeler kaydedildiğini, ancak bununla birlikte bu ilerlemelerin ivmesinin BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın tamamına 2030’da ulaşmak için yeterli olmadığını ortaya koyduğunu belirtti.

Mete İmer, sözlerine şöyle devam etti: “Rapora göre olumlu gelişmelere karşın milyonlarca insan hala aşırı yoksulluk, açlık, yetersiz barınma ve temel hizmetlerden yoksunlukla; kadınlar, engelliler ve dışlanmış topluluklar ise sistematik dezavantajlarla karşı karşıya. Artan çatışmalar, iklimdeki kaos, etkisini artıran eşitsizlikler, ekonomik maliyetler bu gelişmeleri engelliyor. Rapor, bu olumsuzluklara karşın ulusal ve bölgesel başarı öykülerinin de olduğunu gösteriyor ve şu altı öncelikli alanda acil eyleme geçilmesini öneriyor: Gıda sistemleri, enerjiye ulaşım, dijital dönüşüm, eğitim, istihdam ve toplumsal koruma, iklim ve biyoçeşitlilik. 2030 amaçlarına ulaşılması için uluslararası iş birliği ve sürdürülebilir yatırımlara hız verilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, mevcut hızla 2030 amaçlarına ulaşmak pek mümkün görünmüyor.”

Yeni Mevzuatlar Sanayide Dönüşümü Zorunlu Kılıyor

Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde sanayicileri bekleyen yeni yasal düzenlemelere dikkat çeken İstinye Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bestami Özkaya, 2026 yılı itibarıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında vergilendirmenin başlayacağını belirtti.

Türkiye’nin de bu sürece uyum amacıyla çıkardığı iklim yasası ve taslak halindeki Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi yönetmeliğinin önemini vurgulayan Prof. Dr. Bestami Özkaya, “Bu vergi yükünün ülke içerisinde kalması için bu adımlar çok önemli. Ayrıca 2026’da Avrupa Komisyonu’nun atık yönetimi, dijital ürün pasaportu gibi konuları içeren bir Döngüsel Ekonomi Yasası çıkarması bekleniyor. Ormansızlaşmayı önlemeye yönelik yükümlülükler de geliyor. Dünya bir değişim ve dönüşüm yaşıyor. Bu süreci, yüksek teknolojili yeşil dönüşüm teknolojileri geliştirerek bir fırsata çevirebiliriz” dedi.

25082025Değer Zincirine Yayılan Bütüncül Sürdürülebilirlik Mümkün

TFI-TAB Gıda Yatırımları A.Ş. Sürdürülebilirlik Müdür Yardımcısı Bengisu Gürcü, kurum bünyesinde hayata geçirdikleri sürdürülebilirlik uygulamalarını paylaştı.

Sürdürülebilirliğin tek bir çevresel veya sosyal projeyle sağlanamayacağını, sürdürülebilir bir iş modeli yaratılması gerektiğini vurgulayan Gürcü, “Entegre ekosistem yapımız sayesinde hammaddeden restorana kadar tüm değer zincirinde sürdürülebilirliği yönetebiliyoruz. Tüketiciye ulaşan bir ürünün arkasında hayvan refahı standartları, sürdürülebilir tarım kriterleri, su ve enerji verimliliği projeleri ve karbon azaltımına yönelik bilim temelli hedeflerimiz bulunuyor” diye konuştu. Palm yağı içerikli ürünlerin RSPO sertifikalı olması ve Yağmur Ormanları Birliği (Rainforest Alliance) sertifikalı kahve kullanımı, ambalajlarda FSC sertifikalı kaynaklara yönelim, restoranların elektrik tüketimini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlama ve sıfır atık belgelendirme gibi attıkları somut adımları aktaran Gürcü, TAB Gıda’nın bu yıl ilk kez yayımladıkları TSRS ve GRI uyumlu sürdürülebilirlik raporlarıyla şeffaflığı ön planda tuttuklarını ifade etti.

Gençler Politika Yapım Süreçlerinde Aktif Rol Bekliyor

Yıldız Teknik Üniversitesi İklim Elçisi Merve Nur Elmas, iklim krizinden en çok etkilenecek kuşağın gençler olduğunu belirterek, gençlerin sadece farkındalık çalışmalarında değil, politika yapım süreçlerinde de aktif rol alması gerektiğini söyledi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen İklim Elçileri programı sayesinde ulusal (LCOY) ve uluslararası (COP) platformlarda gençlerin sesini duyurduklarını belirten Elmas, “Devletler ve şirketler iklim krizine çözüm ararken, bizim de çözümlerimizin ve fikirlerimizin önemsenmesini bekliyoruz. Biz gençler olarak bu yolculukta devletlerden, şirketlerden ve okullardan destek bekliyoruz. Okullarımızda akademisyenlerimizin bu konuları daha çok ön plana çıkarması, şirketlerin politikalarını iklim mücadelesi kapsamında düzenlemesi, bizim için çok değerli” dedi.

ÇEVKO Vakfı’nın Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle hazırladığı “İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlikteki Son Gelişmeler" başlığını taşıyan söyleşiyi, ÇEVKO Vakfı’nın YouTube kanalından izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=yRANiWVSaLA

 

karbondengeleme

ICLEI’nin (Sürdürülebilirlik İçin Yerel Yönetimler Ağı) yayımladığı yeni rehber, kentlerin iklim hedeflerine ulaşmasında karbon dengelemenin nasıl tamamlayıcı bir araç olabileceğini ve bu sürecin güvenilir şekilde nasıl yönetileceğini ortaya koyuyor.

Dünyadaki sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 72’si kent kaynaklı gerçekleşiyor. Bu durum, şehir yönetimlerini iklim değişikliğiyle mücadelede kilit aktör haline getiriyor. Yerel yönetimlerin küresel iklim hedeflerine katkısını artırmayı amaçlayan ICLEI – Sürdürülebilirlik İçin Yerel Yönetimler Ağı, Karbon Dengeleme Üzerine Pratik Uygulama Rehberi’ni yayımladı. Kılavuz, şehirlerin kaçınılmaz emisyonlarını dengeleyerek net sıfır hedeflerine daha hızlı ulaşmasına katkı sunmayı hedefliyor.

ICLEI’nin İklim Nötrlüğü Çerçevesi ile uyumlu olarak hazırlanan rehber, karbon dengelemenin doğrudan emisyon azaltımı yerine geçmeyeceğini vurgularken, sadece diğer tüm azaltım önlemleri uygulandıktan sonra tamamlayıcı bir çözüm olarak kullanılabileceğinin altını çiziyor.

Rehberde; karbon dengeleme projelerinde şeffaflık, çevresel bütünlük, toplumsal fayda, yüksek kalite standartlarına uyum, biyolojik çeşitliliğin korunması ve yerel toplulukların güçlendirilmesi gibi ilkeler öne çıkıyor. Kentlerin yalnızca kendi sınırları içindeki değil, başka bölgelerdeki projelere de yatırım yapabileceği belirtiliyor. Ancak bu tür projelerin, ek katkı sağlaması ve uzun vadeli etkiler oluşturması gerektiği vurgulanıyor.

ICLEI ayrıca, karbon dengelemenin kötüye kullanımı, yeşil aklama (greenwashing) ve dengelemenin aşırıya kaçan kullanımı konularında da uyarıda bulunuyor. Bu kapsamda sağlam denetim mekanizmaları ve üçüncü taraf sertifikasyon süreçlerinin gerekliliğine dikkat çekiliyor.

Rehberin örnek uygulamalarından biri, 2029’a kadar karbon nötr olmayı hedefleyen Finlandiya’nın Turku kenti. Şehir, kent ormanlarında ağaç kesimini sınırlayarak ve korunan alanları artırarak karbon yutağı kapasitesini güçlendiriyor. Ancak özel mülkiyet gibi yasal ve yapısal zorlukların varlığı, yerel düzeyde daha net politika yönlendirmelerinin gerekliliğini ortaya koyuyor.

ICLEI’nin önerdiği yaklaşım, güçlü yerel emisyon azaltım stratejilerinin etkili ve güvenilir karbon dengeleme uygulamalarıyla desteklenmesi. Böylece şehirler, ulusal ve küresel iklim hedeflerine daha etkin biçimde katkı sunabilir ve sürdürülebilir bir gelecek için daha dayanıklı yapılar kurabilir.

Kaynak: Temiz Enerji

cop30Dünya, iklim mücadelesinde “ekonomik inkar” tehlikesiyle karşı karşıya. Bu uyarıyı yapan COP30 Başkanı Andre Correa do Lago, iklim krizine karşı çözümlerin ekonomi temelli olmasının önemini vurgulayarak mücadelenin de artık bunu reddedenlere karşı olması gerektiğini belirtti.

Bu yılki Birleşmiş Milletler (BM) zirvesi COP30’a başkanlık edecek olan deneyimli Brezilyalı diplomat Andre Correa do Lago, dünyanın yeni bir iklim inkarı biçimiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıda bulundu. Lago, inkarın bu kez iklim bilimini reddetmek üzerinde değil, krize karşı mücadeleye yönelik ekonominin yeniden düzenlenmesi fikrine yönelik organize bir saldırı olduğunu ifade etti.

“İklim Politikalarının İtibarsızlaştırılmasıyla Karşı Karşıyayız”

COP30 Başkanı, en büyük görevinin, bazı çıkar gruplarının küresel ekonomiyi düşük karbonlu bir yapıya kaydırmayı hedefleyen iklim politikalarını engelleme çabalarına karşı koymak olacağını belirterek ekledi: “İklim eylemine yönelik yeni bir tür muhalefetle karşı karşıyayız. İklim politikalarının itibarsızlaştırılmasıyla karşı karşıyayız. Bence şu anda yaşadığımız şey klasik anlamda bir iklim inkarı değil. Bu, bilimsel bir inkar değil, ekonomik bir inkar.”

Lago, bu ekonomik inkarın da önceki yıllarda iklim bilimini reddetmeye yönelik tekrar eden çabalar kadar tehlikeli olabileceği ve iklim eylemlerinde benzer şekilde gecikmelere yol açabileceği uyarısında bulundu.

İklim krizi hız kazandıkça, sıcaklıklar artıyor ve aşırı hava olaylarının etkileri daha belirgin hale geliyor; bilim insanları, seragazı emisyonları ile gezegen üzerindeki insan kaynaklı etkiler arasındaki bağlantıları giderek daha açık bir şekilde ortaya koyabiliyor. Correa do Lago’ya göre, bu nedenle tartışmanın yönü, bilimi çarpıtma ya da değersizleştirmeye yönelik çabalardan, iklim politikalarını baltalama çabalarına kaymış durumda.

Popülist Politikacılar İklim Politikalarına Yönelik Tepkiyi Körüklüyor

Dünyanın dört bir yanında yükselen popülist politikacılar, iklim politikalarına yönelik bir tepkiyi körüklemeye devam ediyor. Bu durum, en net şekilde ABD’de Donald Trump’ın başkanlığı döneminde görülürken Trump, yenilenebilir enerjiyi teşvik etmeyi ve seragazı emisyonlarını azaltmayı amaçlayan politikaları iptal etmeye girişti ve iklimle ilgili tüm devlet destekli kurumları ortadan kaldırmaya çalıştı.

Correa do Lago, ekonomiyi fosil yakıtlara olan bağımlılıktan uzaklaştırıp temiz enerjiye dayalı bir geleceğe yönlendirmenin herkes için faydalar sağlayacağını insanlara anlatmak üzere yeni bir küresel çaba başlatmayı istiyor.

“İklim Değişikliğiyle Mücadeleye İnananların Sırası Geldi”

Lago şunları söyledi: “Yeni popülizm, iklim krizine karşı mücadele etmenin işe yaramadığını göstermeye çalışıyor. Artık iklim değişikliğiyle mücadeleye inananların sırası geldi. Bu insanların mücadele etmenin mümkün olduğunu ve bunun ekonomik avantajlar ve daha iyi bir yaşam kalitesiyle birlikte gelebileceğini göstermeleri ve kanıtlamaları gerekiyor.”

Aslında bir ekonomist olan Correa do Lago, kariyerini diplomat olarak sürdürüyordu. 1983’te Brezilya dışişlerine katıldı ve daha önce Hindistan ve Japonya büyükelçisi olarak görev yaptı. Ayrıca, her yıl düzenlenen ve bu yıl Amazon Nehri ağzına yakın Belem kentinde kasım ayında yapılacak olan “taraflar konferansı” COP görüşmelerinin de kıdemli bir katılımcısı.

“İhtiyacımız Olan Şey, Politika Önlemleri Biçiminde Verilen Cevaplardır”

Lago, çoğu cevabın ekonomiden gelmesi gerektiğini ifade ederek ekledi: “Çünkü elimizde artık yeterli bilimsel kanıt mevcut durumda. İklim değişikliğinin insanların yaşamlarını nasıl etkilediği yeterince gösterildi. Şimdi ihtiyacımız olan şey, politika önlemleri biçiminde verilen cevaplardır. Ekonomistlerin harekete geçmesi gerekiyor.”

Son 20 yılda, ekonomistler iklim kriziyle mücadele görevini üstlenmeye başladılar. Bu sürecin dönüm noktalarından biri, Dünya Bankası’nın eski baş ekonomisti Nicholas Stern tarafından 2006 yılında yayımlanan önemli inceleme oldu. Stern, seragazı emisyonlarını kontrol altına almanın, hiçbir şey yapmamaktan daha ucuz olacağını ortaya koymuştu. Bu görüş, daha önce bazı ekonomistlerin öne sürdüğü “fosil yakıtlardan uzaklaşmanın ya değmeyeceği ya da çok pahalıya mal olacağı” yönündeki iddialarla çelişiyordu.

O zamandan bu yana benzer sonuçlara ulaşan birçok rapor yayımlandı. En son olarak Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ile BM Kalkınma Programı (UNDP) bu yıl ortak bir rapor hazırladı. Nihai hali gelecek ay yayımlanacak bu rapor, iklim krizine karşı mücadele etmenin ekonomik büyümeyi maddi anlamda artıracağını, yani sadece gerekli bir maliyet değil, aynı zamanda bir fırsat olduğunu ortaya koyuyor.

İklim Meselesi Ekonomik Teoriye Dahil Edilmeli

Ancak hâlâ ana akım ekonomik düşünce iklim krizini yeterince dikkate almıyor. Örneğin, birçok hükümet bütçe hazırlarken iklim etkilerini tahminlerine dahil etmiyor ve şirketler de aynı şekilde davranıyor. Ayrıca, iklim hasarına dair ekonomik tahminlerin çoğu da gerçek zararın çok altında kalıyor.

Bu durumun hâlâ yapılması gereken çok şey olduğunu gösterdiğini ifade eden Lago, “İklim, ekonomik teoriye henüz tatmin edici bir şekilde entegre edilmedi, çünkü bu, sistemi rahatsız edici bir unsur.”

Correa do Lago’nun önünde, önümüzdeki birkaç ay içinde 196 ülkeyi yeni ulusal seragazı emisyon planları hazırlamaya ikna etmek gibi zorlu bir görev de bulunuyor. Bu arada Brezilya, COP30 zirvesini Amazon yağmur ormanlarında düzenlemenin lojistik zorluklarıyla mücadele ediyor. Bu yılın başlarında ormana bir yol yapılması tartışmalara yol açmıştı. Ancak Brezilyalı yetkililer, bu yolun COP30 Belém’e verilmeden önce zaten planlandığını söylediler. Brezilya Devlet Başkanı’nın çevreyle ilgili sicili de bazı endişelere neden oluyor; çünkü hükümet hâlâ madencilik ve petrol sondajı projelerine onay vermeye devam ediyor. Ancak bu zorluklar, küresel ölçekteki jeopolitik rüzgarlarla kıyaslandığında sönük kalıyor.

Trump, zirveye katılmayacak ve Paris Anlaşması’ndan da çekilmiş durumda. Onun bu tutumu, ilerlemeyi baltalamak isteyen ülkeleri cesaretlendirdi. Suudi Arabistan, Rusya, Arjantin, Venezuela gibi petrol ekonomisine dayanan ya da popülist eğilimli yönetimlere sahip ülkeler potansiyel olarak süreci sekteye uğratabilecek aktörler arasında sayılıyor. Diğer büyük ekonomiler açıkça engelleyici olmasa dahi verdikleri taahhütlerde yetersiz kalabilirler ki bunun da aynı ölçüde zarar verebileceği öngörülüyor.

Her ülkenin, seragazı emisyonlarına ilişkin 2035 yılına kadar hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için planladığı politikaları içeren karmaşık bir belge olan “ulusal katkı beyanı” (NDC) hazırlaması gerekiyor. Ancak, şubat ayında geçen son teslim tarihine karşın bu belgeleri şimdiye dek yalnızca birkaç ülke sunmuş durumda. AB, Çin, Japonya ve Hindistan hâlâ belgelerini sunmuş değil. Birleşik Krallık’ın planı ise geçen yıl Brezilya ile birlikte sunuldu.

Ozon Tabakası Meselesi Küresel En Büyük Örnek

Öte yandan Brezilya ve geçen yılki ev sahibi Azerbaycan, iklim krizine dair önemli konulardan biri olan finansal hedeflere ulaşmak için ülkelerin ne yapması gerektiğini belirleyecek bir “yol haritası” üzerinde çalışıyor. Bu yol haritasının taslağı, kasım ayında hükümetler Amazon’da bir araya gelmeden önce hazır olacak.

Correa do Lago için umut, dünyanın iklim gibi varoluşsal bir krizi, 40 yıl önce ozon tabakasındaki deliği ele almak için hükümetlerin bir araya geldiği şekilde çözebilmesinde yatıyor. Lago bununla ilgili, “İklim değişikliği çok daha karmaşık bir mesele. Bu gazlar çok daha uzun süre etkili oluyor ve ekonomiye etkisi, ozon tabakasını incelten gazların ortadan kaldırılmasına kıyasla sonsuz derecede daha büyük. Ancak ozon tabakası, insan eyleminin yönünü değiştirebildiği çevresel bir krize dair elimizdeki tek örnek. Peki ya başaramazsak? Alternatifi, hızlanan bir iklim değişikliği olacaktır” dedi.

Kaynak: İklim Haber

okyanustakiplastiklerBir grup kalkınma bankası, denizlerdeki plastik kirliliğiyle mücadele için 2030’un sonuna kadar en az 3 milyar euro yatırım yapmayı planlıyor.

BM, mevcut eğilimler göz önüne alındığında, suya karışan plastik atık miktarının 2021’deki 11 milyon ton seviyesinden 2040’a kadar üç katına çıkarak yılda 37 milyon tona çıkabileceğini tahmin ediyor.

Özellikle okyanusları, toprağı ve havayı kirleten, hayvanlarda, bitkilerde ve insanlarda görülen mikroplastiklerin artışı endişe verici.

Avrupa Yatırım Bankası Başkan Yardımcısı Ambroise Fayolle, Fransız, Alman, İspanyol ve İtalyan finans kuruluşları ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın da aralarında bulunduğu Temiz Okyanuslar Girişimi’nin (COI), 2018 ile 2025 yılı arasında 4 milyar euroluk yatırım gerçekleştirdiğini söyledi.

Girişimin ikinci fazını, Fransa’nın Nice kentindeki BM konferansında başlatan Avrupa Yatırım Bankası’nın proje lideri Stefanie Lindenberg, 2030’a kadar 3 milyar euroluk yatırım yapılmasının planlandığını, diğer ortakların katılımıyla miktarın artabileceğini söyledi.

Katı atık, atık su ve yağmur suyunun daha iyi yönetilmesine odaklanan ilk aşamadaki projeler Sri Lanka’da, Togo’da ve Benin’de hayat buldu. Projenin ikinci aşamasında, örneğin yeni ambalaj biçimlerinin geliştirilmesine yardımcı olunacak ve daha fazla atığın geri dönüştürülmesi sağlanarak, atıkların ana kaynakları hedeflenecek.

Lindenberg, bankaların, örneğin daha ucuz finansman, hibe veya üçüncü taraf fonlarına yatırım sağlayarak yeni teknolojiler, paketleme türleri ve ürünler geliştirme riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini söyledi.

Program, özellikle okyanus atıklarının başlıca kaynakları olan Asya ve Latin Amerika’da faaliyet gösteren diğer kalkınma bankalarıyla yakın bir şekilde çalışmayı hedefliyor.

Lindenberg, ikinci aşamaya katılan ve güçlü yerel bilgi ve bağlantılar sağlaması beklenen Asya Kalkınma Bankası’nın yanı sıra Dünya Bankası ve Inter-American Development Bank (Amerikalılar Arası Kalkınma Bankası) ile görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Güney Kore’nin Busan kentinde geçtiğimiz Aralık ayında yapılan görüşmelerde anlaşmaya varamayan ülkeler, plastik kirliliğini azaltmak için bir anlaşmaya varmak üzere Ağustos ayında bir araya gelecek.

Kaynak: İklim Haber

dunyaninsonuÇevre bilimci Dr. Hannah Ritchie tarafından kaleme alınan “Dünyanın Sonu Değil” adlı kitap, dünyanın karşı karşıya olduğu çevre krizlerini verilerle analiz ederken çözüm odaklı ve umut verici bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Boyner Yayınları’nın “Dünyanın Sonu Değil” adlı yeni kitabı çevreye minimum etkiyle gerçekleştirilen online bir lansman toplantısıyla duyuruldu. Toplantının açılış konuşmasını Boyner Grup Kurumsal İletişim Direktörü Selen Tokcan Hacaloğlu yaptı ve toplantının formatının kitabın mesajıyla birebir örtüştüğünü belirtti.

“Felaket Anlatıları Yerine Veriye Dayalı Çözüm İhtimali”

Boyner Yayınları Genel Direktörü Zeynep Erkurt Çelik, “Bu kitap, tam anlamıyla zamanın ruhuna hitap ediyor. Dr. Hannah Ritchie’nin veriye dayalı yaklaşımı, felaket anlatıları yerine veriye dayalı çözüm ihtimaline odaklanmamızı sağlıyor” diyerek kitapların hayatları dönüştürme gücüne işaret etti. Çelik, yayıncılığı yalnızca bir iş olarak değil, topluma karşı bir sorumluluk olarak gördüklerini aktardı.

“Birlikte Daha Yaşanabilir Bir Geleceği İnşa Edebiliriz”

Çevre Bilimci ve Yazar Dr. Hannah Ritchie ise “Çevre krizleri karşısında karamsarlığa kapılmak kolay, ancak veriler başka bir hikaye anlatıyor. Hava kirliliğinin azalması, ormansızlaşmanın yavaşlaması, yenilenebilir enerjinin yükselişi gibi gelişmeler gösteriyor ki ilerleme mümkün. Bu kitapla da amacımız; felaket anlatılarının ötesine geçerek, veriye dayalı bir iyimserlikle, bireylerden topluluklara herkesin çözümün parçası olabileceğini göstermekti. Dünyanın sonu değil; birlikte, daha yaşanabilir bir geleceği inşa edebiliriz” dedi.

Yedi Büyük Çevre Sorunu

Dünyanın Sonu Değil, felaket haberlerine boğulmuş bir dünyada çözüm yollarına odaklanmayı öneriyor. Hava kirliliğinden plastik atıklara, ormansızlaşmadan iklim krizine kadar uzanan yedi büyük çevre sorununu veriye dayalı iyimserlikle ele alıyor. Kitap, üç cümleyi aynı anda doğru kabul ediyor: “Dünya çok daha iyi. Dünya hâlâ çok kötü. Ama dünya çok daha iyi olabilir.”

Kitapta Dr. Hannah Ritchie geçmiş verileri, güncel gelişmeleri ve geleceğe dair çözüm önerilerini akıcı ve anlaşılır bir dille sunarken, bireylerden devletlere kadar herkesi bilgiyle harekete geçmeye davet ediyor. Kitap, çevresel farkındalık kadar umutla eyleme geçme çağrısı da yapıyor. Bilimsel verilerin herkes için erişilebilir hale geldiği eserde sürdürülebilirlik, dönüşüm ve toplumsal bilinçlenme işleniyor.

Kitapta dikkat çeken bazı veriler şöyle:

  • 1990’lardan bu yana hava kirliliğine bağlı ölüm oranları dünya genelinde yarı yarıya azaldı.
  • Aynı dönemde ormansızlaşma %26 oranında yavaşladı.
  • Elektrik üretiminde kömür kullanımı; Birleşik Krallık’ta %60’tan %2’ye, ABD’de %55’ten %20’ye, Danimarka’da %90’dan %10’a düştü.
  • 2010–2020 arası 110 milyon hektar orman kaybedilirken, aynı dönemde 50 milyon hektar yeniden ağaçlandırıldı.
  • Elektrikli araçların dünya genelindeki satışı 2019’da %2 iken, 2022’de %14’e yükseldi.

Tüm bu veriler, dünyanın çözülmesi gereken büyük sorunlarla karşı karşıya olduğunu aynı zamanda çözüm için güçlü veriler, teknolojiler ve küresel irade bulunduğunu da gösteriyor.

Kaynak: Eko IQ